Girne (Yunanca: Kerynia; İngilizce: Kyrenia), Kıbrıs'ta bir liman kenti ve ilçedir. Kent ile çevresi, adanın en gözde tatil beldesidir. Son yıllarda kentin nifusu hızla artmaktadır. Kentin güneyinde Beşparmak Dağları, kuzeyinde ise Akdeniz vardır.
Bazı söylentilere göre kent M.Ö. 10. yüzyılda Akalar tarafından kuruldu. Kurucuları kente ülkelerindeki bir dağın adı olan "Kyrenia" adını verdiler. Başka bir söylenti ise M.Ö. 9. yüzyılda buraya yerleşenlerin ticaret kolonileri kuran Fenikeliler olduğudur. Kentin adı Roma kaynaklarında Corineum olarak geçmektedir. Kentin tarihi adanın tarihi ile aynı olup, Bizans döneminde birkaç kez Arap korsanları tarafından yağma edildi.
Kentin en ilginç tarihi eserlerinden bir tanesi Girne Kalesi'dir. Liman boyunca Türk mutfağına ve Kıbrıs'a özgü yemeklerin yanında diğer yemekleri de sunan lokantalar, barlar ve açık hava kafeteryaları vardır. Girne'de görülebilecek yerler arasında Girne Kalesi, Beylerbeyi, St. Hilarion Kalesi, Hz. Ömer Türbesi, Batık Gemi Müzesi, Bufavento Kalesi, Barış ve Özgürlük Müzesi, Halk Sanatları Müzesi, çeşitli kilise ve manastırlar bulunmaktadır.
Kent hızla büyümektedir. Bu, kentteki karmaşadan ve inşaat patlamasından anlaşılmaktadır. 30 Nisan 2006 yılındaki nüfus ve konut sayımına göre şehrin nüfusu 61.192'dir. Kent, 1996'daki sayıma oranla %58 büyümüştür.
Girne'deki kale, Bizans, Lüzinyan, Venedik ve Osmanlılar himayesinde kalmıştır.
|
|
Resimleri büyütmek için resmin üzerine tıklayınız |
Resimleri büyütmek için resmin üzerine tıklayınız |
Girne, Kuzey Kıbrıs'ın
incisi ve gözbebeğidir. Kent ile çevresi, adanın en gözde
tatil beldesidir. Bazı söylentilere göre kent M.Ö. X. yüzyılda
Akalar tarafından kuruldu. Kurucuları kente ülkelerindeki bir
dağın adı olan Kyrenia adını verdiler. Başka bir söylenti ise
M.Ö. IX. yüzyılda buraya yerleşenlerin ticaret kolonileri
kuran Fenike'liler olduğudur. Kentin adı Roma kaynaklarında
Corineum olarak geçmektedir. Kentin tarihi adanın tarihi ile
aynı olup, Bizans döneminde birkaç kez Arap korsanları
tarafından yağma edildi. Kentin en ilginç tarihi eserlerinden
bir tanesi Girne Kalesi'dir. Liman boyunca Türk mutfağına ve
ülkemize özgü yemekler yanında diğer yemekleri de sunan
lokantalar, barlar ve açık hava kafeteryaları vardır. Girne'de
görülebilecek yerler arasında Girne Kalesi, Beylerbeyi, St.
Hilarion Kalesi, Hz. Ömer Türbesi, Batık Gemi Müzesi,
Bufavento Kalesi, Barış ve Özgürlük Müzesi, Halk Sanatları
Müzesi, çeşitli kilise ve manastırlar bulunmaktadır. Girne'nin
önemli turistik yerlerinden bazı seçmeler şunlardır:
Hz. ÖMER
TÜRBE VE MESCİDİ
Kıbrıs'taki önemli ziyaret ve adak
yerlerinden bir tanesi Hz. Ömer Türbesi'dir. Yapı, Girne'nin
yaklaşık 4 km doğusundaki Çatalköy'ün kıyı şeridinde
bulunmaktadır. Hz. Ömer Türbesi'nde adları bilinmeyen 7 İslam
mücahidinin türbesi bulunmaktadır. Türbeler Muaviye ordusu
komutanlarından Ömer ile altı arkadaşına aittir. Bunlar,
şimdiki türbenin yanında şehit oldular (M.S. 647). Cesetleri
buradaki bir mağaraya gömüldü. Bazı söylentilere göre
türbedeki yedi mezarın Kıbrıs'ta İslamiyet'i pekiştirmek için
"Makam Türbesi" olarak yapıldığı doğrultusundadır. Bazı
söylentilere göre ise de Osmanlıların Kıbrıs'ı fethi üzerine
mağaradaki ceset kalıntıları çıkarılarak bugünkü yerlerine
defnedilmişlerdir. Daha sonra buraya bu türbe ile mescit
yapılmıştır. Bu nedenle türbeye Hz. Ömer adı verilmiştir. Hz.
Ömer Türbesi, 1963 Rum saldırılarından sonra işgal edilerek
talan edilmişti. Daha sonra askeri bölge ilan edilerek
Türk'lerin türbeyi ziyaretleri yasaklanmıştı. Rumlar
tarafından birkaç kez tahrip edilen ve 1974 yılında yıldırım
isabetiyle zarar gören yapı, 1978 yılında bilinçsizce onarım
sonucu özelliğini kısmen de olsa yitirmiştir.
BEYLERBEYİ
Girne'nin 4-5 km
doğusunda yer alan mütevazi bir köydür. Köyün nüfusu yaklaşık
500 civarındadır. Manzarası çok güzel olan ve sakin bir yer
olduğu için Latince adından da anlaşılacağı gibi, "huzur yeri"
olarak adlandırılır. Beylerbeyi denince insanın aklına hemen
güneyindeki manastır gelmektedir. Bir kayalık üzerine kurulan
manastırın bugünkü adı Fransızca "Abbaue de la Paix"den (Barış
Manastırı) türemiştir. Gotik sanatının bir şaheseri olan
manastır, Yakın Doğu'daki örneklerinin en güzeli olarak
bilinmektedir. Beyaz Manastır olarak ta bilinen yapı, burada
kalanların giydikleri beyaz giysilerden dolayı böyle
isimlendirilmiştir. Bellapais'in ilk sakinleri 1187 yılında
Kudüs'ü ele geçiren Selahaddin Eyyubi'den kaçıp Kıbrıs'a
göçeden Augustinian mezhebi rahipleri olduğu bilinmektedir.
Manastırın ilk yapımı 1198-1205 yılları arasında olmuştur.
Günümüzde ayakta kalan yapının büyük bir bölümünü Fransız
Kralı III. Hugh (1267-1284) inşa ettirmiştir. Adanın
Osmanlılara geçmesinden sonra manastırın icraatlarına son
verilmiş ve kilise Rum ortodokslara devredilmiştir. Bugün
manastırın bir çok bölümü harabe haline gelmiştir. Manastıra,
kale kapısı görünümündeki burç şeklinde mazgallı bir geçitten
girilmektedir. Giriş kapısından sonra ön bahçeye
varılmaktadır. Bundan sonra yer alan kilise, manastırın en
eski bölümü olmakla beraber orjinal şekli ile iyi korunmuş bir
durumdadır.
St. HİLARİON
KALESİ
Kale bugünkü ismini Kudüs'ün Araplar
tarafından zaptından sonra Kıbrıs'a göç eden ve ömrünün son
yıllarını burada ibadetle geçiren bir azizden almıştır. Daha
sonradan, 10. yüzyılda buraya bir kilise ve manastırın
yapıldığı gözlenmektedir. Deniz seviyesinden 700 metre
yükseklikte olan St. Hilarion Kalesi, ikiz bir burun üzerine
inşa edilmiştir. Kalenin kesin yapım tarihi bilinmemekle
birlikte M.S. 10. yüzyılda kuzeyden gelen Arap akınlarına
karşı adanın savunması ve kontrol edilmesi için kullanılmak
üzere inşa edildiği sanılmaktadır. Bununla birlikte aynı gaye
ile inşa edilen Bufavento, Kantara ve Girne Kaleleri ile
çağdaş (aynı zamanda) olduğu tahmin edilmektedir. Kalenin
Bizans yapısı olduğu ve İngiliz Kralı Arslan Yürekli
Richard'ın 1191 yılında adayı işgal ettiğinde var olduğuna
dair bilgiler günümüze kadar gelmiştir. Buna rağmen tarihi
kaynaklar kaleden ilk olarak 1128 yılında İmparator II.
Frederik'in Kıbrıs'a hükmetmek istemesi üzerine
bahsetmektedir.
Kalenin etrafını çeviren daire şeklinde
500 metre uzunluğunda duvarlar ve 9 burç inşa etmişlerdi.
Kale, her birinin kendi sarnıcı (su deposu) ve erzak depoları
olan üç ana bölümden oluşmaktadır. Bunlardan birincisi en
alçakta kurulmuş olan Aşağı Kale, atlarla askerler için
yapılmıştır. Ana girişi koruyan duvarlarla çevrili bir savunma
yeri ile başlamaktaydı. Orta Kale'de manastır alanı ve Aziz'in
yeri bulunmaktadır. Yukarı Kale'de ise saray odaları, kral
sarayı ve mutfak bulunmaktadır. 1489'da adayı ele geçiren
Venedikliler, kaleyi savunacak bir güce sahip olmadıklarından
kalenin Osmanlı'ların eline geçmesini engellemek için kaleyi
tahrip etmişlerdi. Bu olaydan sonra kale 1964 yılına kadar
askeri amaçlar için kullanılmamıştı. 1964'teki Rum saldırıları
üzerine, kalenin stratejik konumunu değerlendiren Türk
Mücahitleri kaleye yerleşerek tekrar savunmaya geçtiler. 1964
nisanında kaleye taarruz eden Rumlar bir avuç Mücahit
tarafından geri püskürtülmüştür.
Hz. Ömer Türbesi, 1963
Rum saldırılarından sonra işgal edilerek talan edilmişti. Daha
sonra askeri bölge ilan edilerek Türk'lerin türbeyi
ziyaretleri yasaklanmıştı. Rumlar tarafından birkaç kez tahrip
edilen ve 1974 yılında yıldırım isabetiyle zarar gören yapı,
1978 yılında bilinçsizce onarım sonucu özelliğini kısmen de
olsa yitirmiştir.
GİRNE KALESİ
Girne kalesi, Akdeniz
kıyılarında Orta Çağ'dan bu güne kalan etkileyici kalelerden
biridir. Girne'nin kuzey doğusunda yer alan kale, limana hakim
durumda ve dikdörtgen planda inşa edilmiştir. Antik kaynaklar
kaleden ilk kez İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard'ın M.S.
1191 yılında Üçüncü Haçlı seferine katılırken, Kıbrıs Kralı
Isak Komnen'i yenerek Kıbrıs'ı ele geçirmesi üzerine
bahsetmektedir. Kalenin kesin yapım tarihi bugüne dek
saptanamamışsa da kale içiyle çevresinde yapılan araştırmalar
bizlere kalenin M.Ö. III. ve II. yüzyıllarda yapıldığını
göstermektedir.
Ülkemizde var olan nadir kalıntılardan
Girne Kalesi'nin Kıbrıs'a yapılan sürekli Arap akınlarına
karşı Bizanslılarca Girne'yi savunmak için inşa edildiği
varsayılmaktadır. Girne kalesi Lüzinyan döneminde çeşitli
değişikliklere uğradı. Vedenikliler zamanında son şeklini aldı
ve günümüze kadar o şekliyle gelmiştir.
1570 yılında
Osmanlılar tarafından kuşatılan kalenin sakinleri kalenin
gücünü denemeden teslim olmuşlar bu sayede kalenin günümüze
kadar sağlam olarak kalmasında bilmeden önemli bir rol
oynamışlardır. Osmanlı döneminde kalenin asma köprüsü
yıkılarak yerine bu günkü yeni köprü yapılmıştır.
1946
yılından sonra kale bir ara polis koleji olarak ta
kullanılmıştır. Daha sonra İngilizler tarafından ayaklanan
Rumları hapsetmek amacıyla hapishane olarak kullanılan kale
1974 Kıbrıs Barış Harekatıyla Türk'lere geçmiştir.
BUFAVENTO KALESİ
Bufavento Kalesi, St. Hilarion ve Kantara Kaleleri ile
birlikte adayı Arap akıncılarına karşı savunmak için
oluşturulan uyarı zincirinin bir parçasıdır. Kale çok rüzgarlı
bir tepeye kurulduğu için "rüzgardan korkmayan" anlamına gelen
"Bufavento" adını almıştır. Kalenin tam yapım tarihi
bilinmemekle birlikte, Arslan Yürekli Richard Kıbrıs'ı ele
geçirdiği zaman bahsi geçmektedir. Bazı söylentilere göre
kendini Kıbrıs Kralı ilan eden İsak Komnenus'un kızı bu
kaleden çıkara Richard'a teslim olmuştu. Bufavento'nun da
adadaki diğer kaleler gibi bir zamanlar Kıbrıs'ta hüküm sürmüş
bir kraliçeyle ilgili bir öyküsü vardır. Kıbrıs Templar
Şövalyelerinin egemenliğine girdiği zaman cüzzamlı bir Bizans
prensesi ve aynı hastalığa yakalanan köpeği vardı. Prenses ile
köpeği Bufavento kalesine kapatılmışlar idi. Bir süre prenses
köpeğinin derisinin yavaş yavaş iyileştiğini fark etmiş. Bunun
üzerine prenses köpeğinin her sabah kalenin aşağılarında bir
kaynakta yıkandığını görüyor. Böylece prenseste her sabah bu
kaynağa gidiyor ve yıkanıyor. Tamamen iyileştikten sonra
kaynağın bulunduğu yere bugün Ayios Ionnis Chrysostomos
Manastırı olarak bilinen tapınağın ilkini
yaptırmıştır.
Kale 1382-1398 yılları arasında hapishane
olarak kullanılmıştı. Bu dönemde kalenin adı Aslan Şatosu idi.
1489 yılında ada Venediklilerin eline geçince kale eski
önemini yitirmişti. Venedikliler adanın savunması için daha
çok deniz kenarındaki kalelere önem vermişlerdi.
BATIK GEMİ MÜZESİ
Girne
Kalesinde sergilenen batık, günümüze kadar ele geçen gemi
batıkları arasında en eskisi olarak bilinmektedir. Akdeniz'de
İskender'in ölümünden sonra kurulan Helenistik Krallıklara ait
donanma gemilerinin dolaştığı dönemlere aittir. İlk olarak
1965 yılında bir sünger avcısı tarafından Girne kıyılarından
1.5 km açıkta, suyun 3 metre derinliğinde farkedilmiş,
Pennsylvania Üniversitesi tarafından çıkarılan bu batık bugün
müzede ziyarete açıktır. Bu müze Girne Kalesi'nin doğusunda
bulunan Lüzinyan devri muhafız odalarının düzenlenmesi sonucu
3 Mart 1976 tarihinde ziyarete açıldı.
Akdeniz'de
seyretmiş olan bu yaşlı tekne M.Ö. 300 yıllarında açık denizde
tutulduğu fırtına nedeniyle batmıştır. Batıkta ele geçen badem
kalıntılarına uygulanan karbon 14 testleri M.Ö. 288 tarihini
vermiştir. Geminin yapıldığı keresteye uygulanan karbon 14
testleri ise geminin M.Ö. 389 yılında yapıldığını, başka bir
deyişle battığı zaman 80'li yaşlarda olduğunu göstermektedir.
Gemide bulunan eşyalar geminin bir ticaret gemisi olduğu ve
son seferinde dört kişilik bir mürettebatı olduğunu
göstermektedir. |